"Yeni" Olanın Gölgesinde İfade Özgürlüğünün Sınırsızlığı

İnsanoğlu son iki yüzyılda özellikle Sanayi Devriminin etkisiyle yerine konulamaz bir kaynağı artık zaruri ihtiyaçları dışında kullanabilmeye başladı, zamanını. İnsan artık ihtiyaçlarını çok daha rahat bir şekilde karşılayabiliyor, arzu ve isteklerine ise vaktini daha fazla ayırabiliyor. Bunun ardından bahşettiğimiz zaman sayesinde düşünme eylemi artık sınırları tarih boyunca hiç gözlemlemediğimiz kadarıyla zorluyor ve hatta sınırsızlığı ile gözlerimizi kamaştırıyor. Bilim ve sanat alanında mükemmel gelişmeyi yakalamamıza yardımcı olan ve insanlığın tarihinde görmediği kadar özgürlüğü tattırabilen bu durum maalesef ki söz konusu hıza ayak uyduramayan insan ve toplum prangasından kurtulamıyor.


Peki pozitif bilimlerde oldukça verimli kullanabildiğimiz bu özgür düşünce ve hareket hâli neden Sosyal bilimlerde kendisini gösteremiyor ve sosyal yaşantıda sürüncemede kalıyor?

Neredeyse tüm tabuların sosyal yaşantıya dayandırılmış olması, cesur ve gözü pek özgürlükçü tavırların sert muhafazakar çekincelere çarpması yüzünden sonuçsuz kalması yeni fikirlere bir reaksiyon olarak sayılabilir erken dönemler,20.yy, için fakat 21. Yüzyıldaki küreselleşme çabası içindeki dünya, internet ile evrenselin içerisinde soluk alan yeni bir nesil, şehirleşme ile kaybolan yerel değerler ve bireyselleşmenin gittikçe hız kazandığı yeni bir dünya için tamamen içi boşalan bir davranış olduğu aşikâr. Kaldı ki “yeni” olanın bu kadar sıradanlaştığı bir dünyada her yeni olana tepki verme çabası da tamamen beyhudedir. Zira son iki yüzyıl içerisinde sürekli olarak karşımıza çıkan durum dünyanın gidişatı ve medeniyetin aldığı şeklin karşısında hangi güç durursa dursun direnememiş, baskıcı gücü tükenene değin baskı uygulasa dahi direncinin kırıldığı ilk fırsatta özgür düşünce hâkim olmuştur.


Toplumlar bu tavrı nasıl gerçekleştirmektedir ve biz neredeyiz?

Toplumların sosyal yaşantıdaki özgür düşüncenin sınırsızlığı ve buna paralel hareket hâli karşısındaki tepkileri ise çoğunlukla benzer olmaktadır. İlk önce yeni olan garipsenmiş, kötü görülmüş ve engellenmeye çalışılmış. Muhafazakâr tavır aynı sertliğini koruyamamaya başladığında ise iltimaslar zımni olarak gösterilmiş, bir ara dönem yaşanmış. Daha sonrasında toplum içerisinde söz hakkı ve genel olarak tanınma ile hak kazanımı mücadelesi kısıtlı da olsa hak edinimi sağlamış. En son aşamada ise söz konusu fikir, hâl yahut tavır toplumun genel kesimi tarafından saygı görmüş ve kendi hâline bırakılmıştır.


Bu yazıda yukarıda bahsedilen genel şablonu LGBT+ hareketi üzerine oturtarak toplumların konumlarından bahsedilecek, cinsel yönelim ve cinsel kimlik gibi “yeni” kavramlara toplumların verdikleri reaksiyon ve özgürlüklerin geniş yorumlandığı hak odaklı bir dünyada yasa koyucunun içinde bulunduğu çekince durumunun sadece kişilik haklarına zarar vermediği, paralel olarak düşünce ve fikir yayma özgürlüğünün karşıt popülist söylem ile zarar gördüğünden bahsedilecektir.


Kısacası, Homofobikler dahi neden herkes LGBT+ haklarının eşit ve adil bir hukuk şemsiyesi altına girmesini istemelidirler?

Bahsi geçen şablon Avrupa ve Amerika toplumları üzerinde uygulandığı zaman toplum içerisinde çok daha yaygın bir kabul ve kısıtlının da ilerisine geçebilmiş hak edinimi görülecektir zira dünya üzerinde eşcinsel evliliğin yasal olduğu 29 ülkenin 16’sı Avrupa’da, 8’i ise Amerika’da yer almaktadır.[1] Bu da üçüncü evreden dördüncü evreye doğru yol aldıkları çıkarımını sağlamlaştıracaktır. Fakat yukarıda sayılan toplumların bu tür tabuları yıkmakta itici güç olarak kullandıkları özgür düşünce ve hareket değerleri söz konusu hakların dünya üzerinde yaygınlaşmaması ve gayri ahlaki bir baskının mevcudiyeti ile dejenere olmaktadır. Bu durumun gerçekleşme şekli ise dünya üzerinde baskıcı tutumun yaygınlığı ve ağırlığı yüzünden hak ediniminde ileri seviyelerde olan toplumların kendi kendilerine atfettikleri “kutsal” bir görev ile azınlıkta kalan insanları zulme karşı dünya genelinde koruma çabası ve kamuoyu baskısıyla olmaktadır. Bu baskıcı ve zalim tutuma karşı bulundukları konumu da kullanarak “savunmacı” pozisyon almaları zulme karşı haklı sayılabilecek olsa da unutulmamalıdır ki bu kısırdöngüyü yaratan baskının kökenleri de “muhafazakar*” tutumun kendisidir. Bu tavır karşısında, sadece mevzubahis LGBT+ hareketi için değil, bu tip azınlık grupları özgür düşünce ortamına “mazlum” imajını kullanan popülist söylemlerle zarar veriyor ve özgür hareketin tanınmaması dolaylı olarak hür toplumlarda özgür düşüncenin yorumunun daraltılmasına sebebiyet veriyor. Dolayısıyla dünya üzerinde varolan baskının hür toplumlarda azınlık grupların popülist söylemleri aracılığıyla “tabu söylem” yaratması, özgür düşüncenin yorumunu darlaştırarak ve ofansif söylemlerin çabucak hoşgörüsüzlükle yaftalanmasını emrederek özgür düşüncenin var olabildiği tek ortamı da başka bir distopyaya evriltecektir.


Yani hoşgörüsüzlere de hoşgörü göstermeli miyiz?

Kesinlikle evet zira özgürlükleri geniş yorumlayan cesur ve gözü pek insanlar için hürriyetin sınırları hiç kuşkusuz sonsuzluğa teğet geçer fakat distopik çekincelerle iyiniyetli** yasaklamalar getirmekten bahseden insanlar en temelinde kendi “özgür” anlayışlarıyla çeliştiklerini unutmamalılar. Distopik çekincelere hâlâ 4 elle sarılan insanların akıllarına Karl Popper’in Hoşgörü Paradoksu gelecek olsa da meşhur pasajın basit bir dipnot olduğu ve pasajın ortasında yer edinen cümleyi unutmamalıdırlar. “…akılcı argümanlarla onlara karşı gelebildiğimiz ve kamuoyuyla dizginleyebildiğimiz sürece, baskı yollarına gitmek kesinlikle akılsızca olurdu…” [2]


Yani dışladıklarımızın haklarına da sahip çıkmalı mıyız?

Kesinlikle evet zira özgürlüklere dair daraltıcı yorumunuz olsa dahi bu baskıcı tutumun dünyanın gidişatına ters düşmekte ısrarcı olmasıyla yok olacağı, fakat hakları olan güvenceyi azınlık gruplarına sağladıkça düşüncenizin varlığı geniş yorumlanan özgür düşünce ortamı güvencesiyle hayatını sürdürebilecektir. Buna en tatmin edici kanıt ise Arend Lijphart’ın demokratik olarak kabul ettiği 21 ülkenin 11’inin monarşi olmasıdır.[3] Demokrasiyi kabullenerek dünyanın gidişatının önünden çekilen kraliyet aileleri bugün varlıklarını hâlâ sürdürmektedirler fakat demokrasinin doğumunu baskılayarak dünyanın gidişatının önünde engel olmakta ısrarcı olan kraliyet ailelerinin hiçbiri varlığını koruyamamıştır.


Yukarıda oluşturmaya çalıştığım bakış açısı ile AİHM’nin İfade özgürlüğünün sınırlarını ele aldığı kararlardan VEJDELAND VE DİĞERLERİ v. İSVEÇ (No. 1813/07)[4] inceleyecek olursak eğer.


Dava 4 kişilik bir grubun bir gençlik kuruluşu tarafından basılmış 100 adet broşürü bir okul içerisinde izinsiz bir şekilde öğrenci dolaplarına yerleştirmelerini, öğrencileri uyarıcı nitelikteki bu broşürün eşcinsellere karşı nefret söylemi içermesini ele almaktadır. Yerel mahkeme mahkûmiyet kararı vermiş, temyiz mahkemesi kararı ifade özgürlüğünü ihlal olarak görmüş ve mahkumiyeti kaldırmıştır.

Yüksek mahkeme ise broşürlerle varılmak istenilen amacın saldırgan bir dil kullanılmadan da varılabileceği, dolayısıyla başkalarının haklarını ihlal eden ifadelerden mümkün olduğunca kaçınma yükümlülüğüne uyulmadığının tespitiyle mahkûmiyet kararı vermiştir.

AİHM ise tarafların da kabul ettiği üzere ifade hürriyetini ihlal olduğunu görüp, müdahalenin gerekliliğini tartışmaya açmıştır.

Mahkeme kararın 53. Paragrafında vurguladığı gibi ifade özgürlüğünün sadece zararsız söylemler için değil incitici ve rahatsız eden ifadeleri de koruduğunu, 10/2’de sayılan sınırlamaların da dar bir şekilde yorumlanması gerektiğinin altını çizmektedir.

Mahkeme kararının 54. Paragrafında broşürün altta verilen kısımlarına dikkat çekilmiş, ifadelerin kine teşvik eder nitelikte olmadığı açıkça kabul edilmesine rağmen “ciddi ve sakıncalı ithamlar” belirlemesi yaparak çok bariz bir şekilde sınırlamaların dar yorumlanması gerekliliğinin aksine hareket etmiştir. Bir önceki paragrafta dem vurulan ilkeye aykırı bir şekilde sınırlamaları geniş yorumlamıştır.

Broşürün ilgili kısımları:

“- Öğretmenlerinize HIV ve AIDS gibi günümüzün vebası niteliğinde hastalıkların ortaya çıkması ve yerleşmesinin temel sebeplerinden birinin, homoseksüeller ve homoseksüellerin cinsel birliktelik konusunda seçici davranmamaları olduğunu açıklayın.

-Öğretmenlerinize homoseksüel lobisinin pedofilinin önem ve ciddiyetini azaltmaya çalıştığını anlatın ve bu cinsel sapkınlığın yasal hâle gelmesi hususunda fikirlerini sorun.”


Her ne kadar 55. Paragrafta toplumun belirli kesimini lekelemenin ifade hürriyetini mesuliyetsizce kullanılması niteliği taşıdığını söylüyor ve müdahalenin gerekliliğini bir başka mahkeme kararına dayanarak haklı görüyor olsa da öte yandan GÜNDÜZ v. TÜRKİYE (No. 35071/97)[5] kararının 51. Paragrafında AİHM, Gündüz’ün “demokrasiyi yıkmak ve şeriata dayalı bir rejim kurmak” ile ilgili tasdik cümlelerini mahkeme önünde “insanları inandırarak ve ikna ederek” şartıyla kabul etmesinin karşısında “Bununla birlikte Mahkemenin görüşüne göre şeriatı kurmak için şiddete çağırmaksızın sadece savunmak “kine teşvik edici bir konuşma” değildir.” diyerek bu tür radikal söylemlerin başlı başına “kine teşvik edici bir konuşma” olmadığını belirtmiştir.

Demokrasi gibi günümüzde hür hakların kaynağı olarak görülen bir olgunun varlığını tartışmayı ve radikal söylemleri “insanları inandırarak ve ikna ederek” olması kaydıyla ifade özgürlüğü kapsamında alan AİHM, cinsel tercihleri sorgulamaya teşvik edici radikal söylemlere karşı bu tür “savunmacı” tutum alması yazının ilk paragraflarında bahsettiğim tavırla özdeşleşmemekte midir?

Kaldı ki Mahkeme Vejdeland kararının 54. Paragrafının ilk cümlesinde başvurucuların her ne kadar yukarıda bahsettiğim tartışma bağlamında olmasa da tartışma başlatmak amacıyla dağıttıklarını dikkate almaktadır.


Söz konusu broşürde yer alan incitici ve gayri ahlaki ifadelerin sahiden de kabul edilemez olduğu aşikâr fakat bu kabul edilemezlik mahkemelerin nezdinde değil toplum nezdinde olmalıdır. Yine Gündüz v. Türkiye davasına dönecek olursak Gündüz’ün medeni evlilikten doğan çocuklar hakkında incitici ve gayri ahlaki ithamlardan da öte çok kötü bir küfür kullanmasına karşılık mahkeme sunucu tarafından sözü geri alma şansı verilmiş ve kullanmamış Gündüz’ün kötü küfrünü nefret söylemi kapsamında değerlendirmemiştir. Kararında da Gündüz’ün ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır.


Peki Mahkeme’nin bu ahlaksız ve incitici söylemden de öte kötü bir küfüre karşılık ifade özgürlüğünün yanında durma cesaretini göstermesi Gündüz’ün fikirlerini haklı mı çıkarmaktadır yoksa özgür düşüncenin sınırlarını mı genişletmektedir?

Peki Mahkeme’nin Vejdeland ve diğerlerine karşı ilk paragraflarda bahsettiğim “savunmacı” ve iyi niyetli saiklerle özgür düşüncenin yorumunu daraltıcı ve kısıtlayıcı istisnaları geniş yorumlayan tavrı hür dünya değerlerine ve adalete halel getirmekten başka ne getirebilmiştir? “Nefret söylemi”ne karşı emsal karar olarak servis edilen bu karar sahiden de LGBT+ bireylerine karşı nefret söylemlerinin önünü kesmiş midir?


Her iki davada da başvurucular ifade hürriyetinin sınırlarını zorlayarak kullanmışlardır. Doğru ya da yanlış yaptıkları ise mahkemelerin nezdinde değil, toplum nezdinde belli olmalıdır. Nitekim öyle de olmuştur zira bu insanlar zamanla ve ifade hürriyetinin sağladığı tartışma ortamı içerisinde fikirlerini sınırları zorlayarak beyan etmişler ve buna mukabil toplum nezdinde değerleri belli olmuştur. Nasıl ki adab-ı muaşeret kurallarına riayetin ve riayetsizliğin karşılığını insanlar mahkemelerde değil toplum içerisinde gördükleri saygı ve değer ile alıyorlarsa, ahlaki vazifelere riayet ve riayetsizliğin karşılığını da mahkemelerin değil toplumun vermesi yukarıda bahsettiğim sebeplerle en makbul olanı olacaktır.


-Yuşa SERT


KAYNAKÇA:

1) https://en.wikipedia.org/wiki/Same-sex_marriage

2) https://www.libertarianism.org/columns/paradox-tolerance

ayrıca https://medium.com/@bllshrfv

3) https://www.anayasa.gen.tr/cumhuriyet.htm

4) Vejdeland ve Diğerleri v. İsveç, Başvuru no:1813/07, 09/02/2012

İleri okuma için: https://kaosgl.org/haber/aihm-in-nefret-soylemi-karari-turkce-de

5) Müslüm GÜNDÜZ v. Türkiye, Başvuru no:35071/97, 04/12/2003

İleri okuma için: https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?t=18545

DİPNOT:

* Muhafazakar ve savunmacı kelimeleri aynı manaları farklı pencerelerden karşılamaktadırlar.

** “Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir.”-Karl MARX