Anayasa Mahkemesi Kararı İncelemesi

Güncelleme tarihi: 3 May 2021

Esas Sayısı: 2020/81

Karar Sayısı: 2021/4

Karar Tarihi: 14/1/2021


İTİRAZLARIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinin “1/1/2020 tarihi itibarıyla … hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda … basit yargılama usulü uygulanmaz.” bölümünün Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ: Başvuru kararlarında özetle; itiraz konusu kuralların fail lehine düzenlemeler içeren basit yargılama usulünün geçmişe dönük şekilde uygulanmasına engel oluşturduğu, bu durumun suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığı, aynı tarihte aynı suçu işleyenler yönünden farklı uygulamaların gerçekleşmesine neden olduğu belirtilerek kuralların Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.


1- Kanun’un Geçici 5. Maddesinin (d) Bendinde Yer Alan “…hükme bağlanmış…” İbaresinin İncelenmesi

İtiraz konusu “…hükme bağlanmış…” ibaresinin ilk derece mahkemesince hüküm verilmiş ancak kanun yolları aşaması tamamlanmadığı için kesinleşmeyen dosyaları ifade ettiği anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasına göre “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” ve üçüncü fıkrasında “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilmektedir.

Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7. maddesinde “Hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir fiil veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Hiç kimseye suçu işlediği zaman verilebilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez”.

Türk Ceza Kanunu 7. maddenin birinci fıkrasına göre “İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.” denilmektedir. Anayasanın 38. maddesinde, AİHS 7. maddesinde ve Türk Ceza Kanunu’nun 7/1. maddesinde “suçta ve cezada kanunilik ilkesi düzenlenmiştir. Anayasa’nın 38/1. maddesinde geçen “kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” hükmüyle kişinin aleyhine olan düzenlemelerde geriye yürüme yasağı uygulanacağı belirtilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. maddesinde de “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmüyle aleyhe kanunların geçmişe yönelik uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Buna karşılık kişinin lehine düzenleme getiren hükümler geriye yürüme yasağı kapsamında değildir. Lehe ceza kanununun geçmişe uygulanması hukuk devletiyle bağlantılı olarak adalet ve hakkaniyet ilkelerinin de bir gereğidir.

Bu bağlamda, basit yargılama usulünün uygulanması sonucunda mahkumiyet kararı verildiği takdirde verilecek sonuç cezada dörtte bir oranında indirim yapılmasını öngörmektedir. Buna göre itiraz konusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış, dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerinde fail lehine etkisi olan basit yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıyla hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasını öngörmek suretiyle Anayasa’nın 38. maddesini ihlal etmektedir. Yukarıda açıklanan hususlar nedeniyle itiraz konusu hükmün iptali gerekir.


2- Kanun’un Geçici 5. Maddesinin (d) Bendinde Yer Alan “…kesinleşmiş…” İbaresinin İncelenmesi

Anayasa Mahkemesinin oyçokluğuyla aldığı kararın gerekçesi şu şekildedir: “Basit yargılama usulü esasında ilk derece mahkemesi önündeki süreçle ilgilidir. Kanun koyucu bu usulün uygulandığı davalarda bazı muhakeme işlemlerinin yapılmamasını düzenlemek suretiyle yargılamaların mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. Nitekim itiraz konusu kuralın gerekçesinde de basit yargılama usulünün tüketilmiş evreler bakımından uygulanmasının söz konusu olmayacağını öngören kuralın uygulayıcı hakim ve savcıların tereddüt yaşamamaları amacıyla kabul edildiği belirtilmiştir. Muhakeme sürecinin kesinleşmiş mahkeme kararıyla tamamlanması nedeniyle kesinleşmiş dosyalarda basit yargılama usulünün uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Dolayısıyla kesinleşmiş dosyalarda basit yargılama usulünün uygulanmamasını öngören kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırılık teşkil etmez

“Anayasanın 10. maddesinde eşitlik ilkesi düzenlenmiştir. Kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Aynı hukuksal durumda olanların kanunlar karşısında eşit durumda olmasını, bu kişiler arasında ayrımcılık yapılmamasını açıklar. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Bu durum Anayasa’da öngörülen eşitlik durumuna aykırılık anlamına gelmez. Ceza muhakemesi bağlamında bir suçun işlediği iddiası ile başlayan muhakemenin süjelerinden biri olan sanık ile hakkındaki yargılamanın kesinleşmiş mahkeme kararı ile sonuçlandığı ve artık infaz aşamasının başladığı hükümlünün aynı hukuksal durumda bulunmadıkları açıktır. Farklı hukuksal konumda olanların farklı hukuksal düzenlemelere tabi olmalarının eşitsizliğe yol açtığı ileri sürülemez. Bu itibarla kuralın eşitlik ilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.”

Açıklanan bu nedenlerle Anayasa Mahkemesi oyçokluğuyla itiraz konusu hükmü Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiş ve itirazı reddetmiştir. Fakat Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan bu görüşe katılmamıştır. Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan karşıoy gerekçesinde “(8) Bir davanın tamamlanmış ve kararın kesinleşmiş olması sonradan yapılan lehe düzenlemenin uygulanmasına engel değildir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası ‘Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan uygulanır ve infaz olunur’ demek suretiyle lehe kanunun geriye yürütülmesi ilkesini açıkça düzenlemiştir. Aynı şekilde 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. Maddesi uyarınca ‘sonradan yürürlüğe giren kanun hükmünün Türk Ceza Kanununun 7. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirse, hükmü veren mahkemeden… yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için karar istenir’. (9) Bu açıklamalar ışığında ceza miktarını etkileyen usul kurallarının kesinleşmiş dosyalarda da geriye yürütülmesinin önünde bir engel olduğu söylenemez. Dahası ceza hukukunda lehe kanunun geçmişe yürütülmesi ilkesinin kişiler bakımından ortaya çıkardığı menfaat dikkate alındığında bu tür yasal engellerin ortadan kaldırılması gerektiği izahtan varestedir. (12) Açıklanan gerekçelerle basit yargılama usulü yönünden “kesinleşmiş” ibaresinin de Anayasa’ya aykırı olduğunu düşündüğümden çoğunluğun red yönündeki kararına katılmıyorum.şeklinde belirtmiştir.


Özetle; “…hükme bağlanmış…” ibaresinin “basit yargılama usulü” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, “…kesinleşmiş…” ibaresinin “basit yargılama usulü” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 14/1/2021 tarihinde karar verildi.



KAYNAKÇA:

Anayasa Mahkemesi, 14 Ocak 2021 tarih ve E. 2020/81, K. 2021/4 sayılı Karar, RG, 16 Mart 2021, Sayı 31425.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi


-Emir ULUAT-

102 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör